Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

TARİHÇE

 

Isparta'da Hava Sıcaklığı

   
 

Ana Sayfa
Aksu
Atabey
Eğirdir
Gelendost
Gönen
Keçiborlu
Merkez
Şarkikaraağaç
Senirkent
Sütçüler
Uluborlu
Yalvaç
Yenişarbademli

Coğrafya
Tarım


son
güncelleme
06.06.2000

  GİRİŞ : Isparta, Anadolu'nun bati yakasinda, Toroslari yararak kuzeyini, güneyine ileten önemli bir kavsak yeridir. Bu önemli kavsak yeri üzerinde kurulmus olusu, Isparta tarihinin, Anadolu Tarihi ile birlikte incelenmesi gerektigi gerçegini ortaya koymaktadir. Simdiye kadar yapilmis olan arkeolojik kazi ve incelemeler, Anadolu’nun geçirdigi bütün tarihi olaylarin Isparta'da yapilmis oldugunu, bu dönemlere ait kültür izlerine rastlanildigini göstermektedir. Bu durum, Türklerin Anadolu'ya girislerini izleyen günlerden sonraki dönemlerde daha da göze batmaktadir.

Isparta ili ile ilgili tarih öncesi ve tarih çaglarina ait bilgiler ve incelemeler, bugün tam anlamiyla yapilarak, açikliga kavusturulmus degildir. Yakin tarihlerde, bu konuda olumlu çalismalar yapilmistir. Prof. H. Louis'in Gümüsgün ve çevresinde, bir Ingiliz bilim heyetinin 1911 yillarinda Bayat ve çevresinde, Prof. W. M. Ramsey'in 1924-1925 yillarinda Yalvaç ve çevresinde, Türk Tarih Kurumunun 1944 yilinda kurdugu bir bilim heyeti tarafindan Gümüsgün, Gönen ve Kuleönü çevrelerinde yaptiklari incelemeler, bu olumlu çalismalarin örnekleridir.

Osmanli devrine ait kaynaklar ise; Katip Çelebi, Evliya Çelebi notlari ile, Ibni Batuta ve bazi batili seyyahlarin eserleri ve Osmanli Devleti'nin resmi belgeleridir. Son yillarda monografik özellikler tasiyan incelemelere rastlanmistir. Ancak bunlarin büyük bölümün bugünkü yaziya çevrilmemis olusu yararlanma imkanlarini kisitlamaktadir.

Isparta'nin tarih öncesi ve tarih çaglarinin ilk dönemlerinde önemli yerlesme bölgelerinden olan Hacilar(Burdur), Sagalassus(Aglasun) ve Antiocheia (Yalvaç) çemberi içinde olusu, tarihinin daha açikliga kavusmasi için çevrede arkeolojik kazi incelemelerinin devamini gerektirmektedir. Bu incelemeler yogunlastigi an, Isparta ve çevresinin gerçek tarihi ortaya çikacaktir.

  1. ISPARTA ADININ KAYNAGI:

    Isparta adinin kökeni hakkinda çesitli görüsler vardir. Böcüzade Süleyman Sami'nin Isparta Tarihi'nde, Meydan Larousse'da, Kamus-ul Alam'da Isparta adinin, Pisidia sehirlerinden Baris'in yerine kullanildigi ifade edilmektedir. Baris adinin Sanskritçe "Su" anlamina gelen "Vari" kelimesiyle baglantisi oldugu sanilmaktadir. Bu adin basina "Is" zarf edati getirilerek Isparita seklini aldigi, galat olarak "Isparta" denildigi belirtilmektedir.

    Diger bir görüsü ifade eden Turhan Hikmet Daglioglu ile Prof. Unger, Isparta adinin "Baride" kelimesinden geldigini, bu kelimenin Hititçe, belki de Lidya dilinden gelmis bir sözcük oldugunu, Yunan göçmenlerin Anadolu'ya gelmelerinden sonra. Baride adina "Eis" takisini ekleyerek, "Isbarida" dediklerini açiklamaktadirlar. Daha sora bu adin Türkler tarafindan "Isparta" seklinde kullanildigi görüsüne, Prof. Osman Turan ve Prof. Ramsey katilmaktadir.

    Arap kaynaklarinda Isparta adi, Sabarta(Ibn-i Batuta'da) olarak geçmektedir. Bu adin, M.Ö. VIII. yüzyilda, Karadeniz'in kuzeyindeki Iskitlerce, güneye sürülen Sabardai kavimlerinin ilimize yerlesmeleri sonucu, verildigi ifade edilmektedir.

  2. TARIH ÖNCESI DÖNEMLERDE ISPARTA:

    Pisidya yöresinin önemli yerlesme bölgelerinden biri olan Isparta'nin, tarih öncesi dönemlere kadar ulastigi bilinmektedir. Yörenin yerlesme tarihi Paleolitik dönemle baslamaktadir. 1944 yilinda Sevket Aziz Kansu döneminde yapilan incelemeler sonunda . Bozanönü Ovasi'nin ortasinda bulunan Kapaliin Magarasi, üst Paleolitik eserleri vermektedir.

    Keçiborlu'nun Gümüsgün yakinlarinda Prof. Louis'in yaptigi kazilarda, Mezolitik çagina ait "Mikrolit" adi verilen çakmak taslarina rastlanmistir. Ayni yörede Sevket Aziz Kansu'nun 1944 yilinda yaptigi kazilarda ele geçen buluntular, Mezolitik çaginin yörede yasadigini, yasayis özelliklerinin de bunu dogruladigini, bu dönem insanin göl ve irmaklarda besin saglayarak, topraklarda açtiklari çukurlarla, ilk ilkel sarniçlari yaptiklarini göstermektedir.

    Tarih öncesi çagin üçüncü dönemi, Neolitik devri olmustur. Bu devire ait Yeniköy Hüyügündeki(S.Karaagaç) buluntular bunu dogrulamaktadir. Bunun disinda, bugüne kadar bir yeni kalintinin bulunmamasi, dogrudan dogruya yeterli inceleme ve kazinin yapilmamasi ile ilgilidir. Bu dönem insani, avcilik ve toplayiciligin yani sira, topragi ekip biçmege, yerlesik köy hayatina da baslamistir.

    Toprak Tok Hüyügü ve Kösktepe'de rastlanan küp mezarlar ile ele geçen baska buluntular, Isparta'daki yerlesmenin Kalkolitik dönemde de var oldugunu göstermektedir. Kalkolitik dönem sonrasi Tunç kültürleri, Pisidya ovasinda oldukça yaygin bir biçimde gözlenebilir. "Senirce Kültürü" olarak bilinen Isparta'nin yaklasik 15 Km kuzeybatisinda yer alan Senirce Köyü yakinlarinda, 1911 yilinda çikarilan kültürün özünü teskil eden yivli, çizgili-kabartmali, siyah-gri yada kirmizi-kahverengi el yapimi çömleklerdir. Senirce'de ki kazinin yani sira Isparta, Yalvaç, Atabey ve Göndürlü'de yapilan yüzeysel arastirmalar bunlarin birer "tunç devri" özelligi tasidigini göstermektedir.

  3. ILKÇAGLARDA ISPARTA:

    Isparta ve havalisinin yani Pisidya'nin eski sehirlerinden olan Baris'in kimler tarafindan ve ne zaman kuruldugu söylenemezse de; M.Ö. VI. yüzyildan itibaren mevcut oldugu sanilmaktadir.

    Isparta'nin ilkçaglardaki tarihi, daha ziyade Pisidya bölgesinin genel tarihi akisi içinde ele alinmalidir. Anadolu’nun tarihi ve medeniyeti ile yakindan ilgisi olan Pisidya çevresi, Anadolu'da cereyan eden siyasi olaylarda faal rol oynamis ve zaman zaman büyük devletlerin egemenligi altina girmistir.

    Gerçekte, Isparta ve çevresinde Hititlere ait bazi eserlerin ele geçirilmis olusu, bu bölgedeki Hitit hakimiyetine isaret ederse de,Isparta'nin bu devirdeki sehir tarihini, tam anlami ile açikliga kavusturmak mümkün degildir.

    Tarihi dönemlerde Hitit egemenligi altindaki bu bölgeye daha sonra Iyonlar ve Lidyalilar hakim olmuslardir. Sehrin tam anlami ile kurulusu da Lidya dönemine rastlamistir. M.Ö. 546 tarihinde Persler'in Lidya Devleti'ni yenmesi ve Anadolu'ya hakim olmalari ile Isparta, Persler'in üstünlügünü kabul etmek zorunda kalmistir.

    Persler'in Anadolu'ya sahip olmasindan sonra, gerek bagimsizliklarini elde etmek isteyen Pers valileri, gerekse Küçük Asya'dan Misir'a kadar uzanan Pers hakimiyetine karsi ayaklanmis ve bu tür isyanlara Isparta ve çevresi de katilmistir. Gerçekte bu bölge halkinin, öteden beri merkezi emirlere pek uymayan topluluklardan ibaret oldugu anlasiliyor. Nitekim Perslerin Anadolu valisi genç Kyros, büyük kardesi Artexerxes II'ye karsi yapacagi ayaklanmayi, önce psidya halki üzerine yöneltmis ve bir sefer seklinde yöneltmek istemistir. Her ne kadar bu olayda Kyros'un gerçek amacinin açikliga çikmasi görüsü hakimse de Pisidya halkinin daha sonra Romalilar devrinde de bu tutumlarini sürdürmelerini gözden kaçirmamak gerekir.

    Öteden beri dogu-bati arasindaki çatismalari önlemek ve babasinin ortaya attigi politikayi gerçeklestirmek isteyen Büyük Iskender, M.Ö. 333 yilinda Lidya'yi alarak tarihi Asya Seferi'ne basladi. Iskender Lidya'ya Nearkhosu vali olarak atayarak Pisidya üzerine yürüdü. Önce Saglassus'u alan Iskender, daha sonra Dinar'a geçerek Pisidya'nin tamamini, ülkesine baglamis oldu.

    Hellenizmin kuvvetli etkisi, basta Saglassus(Aglasun) olmak üzere Pisidya sehirlerinde kuvvetle devam etti. Gerek Iskender adina, Küçük Asya sehirlerinde basilan sikkeler; gerekse, bugünkü canliligini muhafaza eden Aglasun harabeleri bunu açik olarak ispat etmektedir. Bununla beraber, bu dönemde Isparta henüz önemli bir mevkie sahip degildi.

    Pisidya Iskender Imparatorlugunun parçalanmasi ile Selefkoslarin hissesine düstü. Daha sonra da Bergama Kralligi'na baglandi. Bu Kralligin M.Ö. II. Yüzyilda yikilmasini izleyen günlerde, Romalilar Anadolu'yu ele geçirmis oldular.

    Yukarida belirtildigi gibi, bu devirlerde Isparta'nin merkezi bir rol oynadigi görülmektedir. Ancak ilk çagda, yakinin da kurulmus olan Saglassus ve Isparta'ya 32 Km. mesafede olan Akrotiri (Egirdir) önemli birer merkezi sehir görevini görüyorlardi. Sebebini, bu sehirlerin savunmaya elverisli olmalarinda aramak gerekir. Ayni zamanda Pisidya çevresinde ve Isparta civarinda daha bazi sehirler, Isparta ile rekabet halinde ve hatta ondan daha üstün durumda bulunuyorlardi. Simdiki Atabey'in yerinde bulunan (Argos) Bayat Köyü civarindaki tepe harabelerine rastlanan Selevcia, Sidera, Gönen'in yerinde Conane sehirleri, bu merkezlerin baslicalarini teskil ediyordu. Daha sonra bu sehirler, deprem ve istilalar yüzünden harap bir hale gelmistir. Bunun sonucunda, Isparta karsisinda gerilemeye baslamislardir.

    Aglasun'un eski önemini kaybetmesinden sonra Isparta, Pisidya Piskoposlugu'nun merkezi haline geldi. Bu suretle sehir büyük bir önem kazanmaya basladi.

    M.Ö. 190 yilinda Selevkoslar, Imparatorlari Antiochus III. baskanliginda, Manisa yakinlarinda Romalilarla karsilastilar. Bu karsilasmada Selevkoslar yenilince agir sartlarla Apemia (Dinar) Barisi'ni imzalamak zorunda kaldilar. Bu barisa göre; Antiochus III. Anadolu'daki her türlü hakkindan vazgeçiyor ve Isparta çevresi Roma hakimiyetini kabul ediyordu. Romalilar kisa bir süre için bu bölgeyi önce Pergamon, daha sonra da M.Ö. 36 yilinda Galatlara devretti. Daha sonra Galat Krali Antiochus'un ölümü üzerine, bu yöre tekrar Roma yönetimine baglanarak "Colonia Caesar Antiocheia" adi altinda Roma askeri kolonisi haline getirilmis oldu.

    Roma yönetimi altindaki Isparta ve çevresi ilk defa büyük ilerlemelere sahne olmustur. Nitekim bu devrede sehirde para basilmis olmasi, Isparta’nin önemli bir iktisadi merkez oldugunu ortaya koymaktadir. Bu dönemde Isparta'nin en önemli yerlesim merkezleri (Agrai) Atabey, (Selevcia-Sidera) Bayat, Uluborlu (Apolbuia), Yalvaç (Antiocheia), Sütçüler (Sagrak-Adada), Sarkîkaraagaç (Neapolis), Gelendost (Dabenae)'dir. Sözü edilen merkezlerden Hellenizmin son dönemlerinde kurulan Yalvaç (Antiocheia), Romalilar döneminde büyük bir önem kazanmaya baslamistir. W. Ramsey'in bu bölgede yaptigi kazilar, Pisidya Antiocheia'sinin tarihi rolünü aydinlatmistir. Burada bulunan Avgustus heykelinin basi, su kemerleri ve diger kalintilar, Yalvaç'in Romalilar devrindeki durumunu aydinlatmaktadir. Roma yönetiminin ikiye ayrilmasi üzerine Isparta ve çevresi Dogu Roma Imparatorlugu'na baglanmistir.

    D-ISLAM-SELÇUKLU BEYLIKLERI DÖNEMINDE ISPARTA:

    Roma Imparatorlugunun M.Ö. 395 yilinda ikiye ayrilmasindan sonra Bizans Imparatorlugu'na baglanan Isparta, VIII. ve IX. yüzyilda yapilan idari ayirima göre bir eyalet halini aliyor ve bir dini merkez niteligini tasiyordu.

    Islam akinlarinin Anadolu’ya yogunlastigi son dönemlerinde Avasim Bölgesi'ne yerlestirilen Türkler ve Selçuklu Devleti'nin kurulmasi Anadolu'nun gelecegi için önemli tarihi olaylarin baslangici olmustur. Bu akinlarin sonunda kazanilan Malazgirt Meydan Savasi, Bizans gücünü kirarak, bütün Anadolu kapilarinin Türklere açilmasina vesile oldu. Malazgirt Savasindan sonra hizla Anadolu'ya yayilan Türkler (Selçuklular), kisa sürede Bati Anadolu'nun bir çok yerlerini ele geçirdiler. Bizans tarihçilerinin kayitlarina göre, Anadolu'nun büyük bir kisminin 1018'lerde Türklerin eline geçtigi bilinmektedir. Ancak Isparta'nin ne zaman Türklerin eline geçtigi açik degildir.

    Isparta çevresinin orta zamanlarda yasadigi en önemli siyasi olay Miryo Kefalon zaferi olmustur. II. Kiliçarslan zamaninda (1156-1192) yogunlasan Bizans-Selçuklu mücadelesi, 17 Eylül 1176'da Anadolu Selçuklulari'nin Bizans ordusunu, Gelendost_Fatlin ovasinda büyük bozguna ugratmasiyla sonuçlandi.

    Bu zafer tarihçilerin ifadesiyle Anadolu'nun tapusunu Türkler kazandiran bir zafer olmustur. Zaferden dört gün sonra Gelende-Abed (Gelendost) andlasmasi imzalanmistir. Isparta yöresi bütünüyle kesin olarak 1204 yilinda, Kiliçarslan döneminde Anadolu Selçuklulari'na katilmistir. XIII. ve XIV. yüzyillarda basta Kayilar olmak üzere, Afsar, Çavdar, Bayindir, Bayat, Kinik, Salur, Egrur gibi oguz boylari yöreye gelip yerlesmisler ve birer uç karakolu olmuslardir.

    XIII. yüzyil baslarinda yöreye yerlesen Teke asiretine bagli Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti'nin çökmesinden kisa bir süre önce Hamidogullari Beyligi'ni kurdular. (1300) Beyligin kurucusu Feleküddin Dündar Bey, Beylige büyük babasi Hamid Bey'in adini koydu. Merkez olarak da önce Uluborlu'yu, daha sonra da Felekabat (Egirdir)'i uygun görmüstür.

    Beylik, kisa sürede Yalvaç, Sarkîkaraagaç, Keçiborlu, Isparta, Burdur, Gölhisar, Korkuteli, Antalya'ya kadar genislemis. Gölhisar, Korkuteli, Antalya yöresinin yönetimi kardesi Yunus Bey'e verilince, Beyligin Teke kolu kurulmus oldu.

    Anadolu Selçuklu Devleti'nin yikilisindan sonra Konya'da kurulan Karamanogullari, bütün ülkeye hakim olmak istedi. Ancak Hamidogullari'nin da bulundugu uç beyleri, bu tesebbüse karsi koyarak, bagimsizliklarini korumaya çalistilar

    Dündar Bey, XIV. yüzyil baslarinda oldukça güçlenerek, yöreye hakim olan ve 1314'de Anadolu'ya gelen Emir Çoban kanali ile Ilhanlilara baglandi. Ancak, 1324'de Ilhanlilarin Anadolu Valisi Demirtas, Hamidogullari Beyligi üzerine yürüdü. Dündar Bey'i Antalya'da öldürerek, yönetimini Yunus Bey'in oglu Murat Bey'e verdi. 1327'de Dündar Bey'in oglu Hizir Bey, Anadolu'ya gelerek tekrar yönetimi ele geçirdi. Hizir Bey'in ölümünden sonra 1327'de yerine, Necmeddin Ishak Bey geçti. Zamaninda yeni düzenlemeler yapildi. Ordu güçlendirilerek Beysehir ve Aksehir yöreleri beylige katildi. Ishak Bey'in ölümünden sonra yerine, Gölhisar Bey'i olan kardesi Mehmet Çelebi'nin oglu Muzafferiddin Mustafa Bey geçti. Onun döneminde beylik, en güçlü günlerini yasadi. Kesin ölüm tarihi bilinmeyen Muzafferiddin Mustafa Bey'den sonra, oglu Hüsamettin Ilyas Bey tahta geçti. Bu dönemde Hamitogullari ile Karamanogullari arasindaki mücadele yogunlasti. Karamanogullari, beyligin bir bölümünü ele geçirdi ise de; Germiyanoglu Bey'i Süleyman Sah'in yardimi ile kaybedilen topraklar geri alindi. Yerine 1374'de Kemalettin Hüseyin Bey geçti. Hüseyin Bey ayni tarihte Karamanogullari saldirilarini durdurmak için, daha önce Esrefogullarindan alinan Yalvaç, Sarkîkaraagaç, Beysehir, Aksehir ve Seydisehir yörelerini, 80.000 altin karsiliginda I. Murat döneminde Osmanlilara satti. Kosova Savasi'nda I. Murat sehit olunca, Karamanogullari, Hamidogullari'nin topraklarini bütünüyle ele geçirdi.

    Padisah olusunu izleyen günlerde Anadolu'da Türk birligini kurmaya önem veren Yildirim Beyazit, Hamit iline yürüyerek 1390 tarihinde bölgenin Osmanlilara katilmasini sagladi. Kemaleddin Hüseyin Bey'in 1391'de ölmesiyle de Hamidogullari Beyligi sona erdi. Yildirim Beyazit bu yörenin yönetimini oglu Isa Çelebi'ye birakti. Timur'un Anadolu’yu istilasi sirasinda bu yöre Karamanogullarina verildi ise de 1415'de tekrar Osmanlilara baglanmistir.

  4. OSMANLILAR DEVRINDE ISPARTA:

    Isparta'nin Osmanli Devleti'ne baglanmasindan sonra, XVI. yüzyil baslarina kadar önemli bir olay olmamistir. Bu dönemlerde sancak beylerinin etkisi ile imar faaliyetlerine hiz verilmistir. Firdevs Bey zamaninda yapilan cami ve bedesten, bu dönemin en önemli eserleridir.

    Ayni yillarda Isparta ve Uluborlu, Göller Yöresinin en önemli ticaret pazariydi. Özellikle Beylikler döneminden baslamak suretiyle Isparta, bir dokumacilik merkezi olmus ve dis pazarlarda önem kazanmaya baslamistir.

    XVI. Yüzyilin ilk yarisinda, Osmanli Devleti'ni uzun süre ugrastiran Sahkulu ayaklanmasi, Isparta, Gölhisar, Burdur yörelerini de etkilemistir. Bu ayaklanma sirasinda sehir yagmalanmis ve çok sayida insan katledilmistir. Ayaklanma 1511'de Sahkulu'nun öldürülmesi ile sonuçlandirilmistir.

    Bu yüzyilin ikinci yarisinda patlak veren Celali isyanlarindan Isparta'da nasibini almis ve ekonomik yönden büyük zarar vermistir. Celali isyanlarinin bastirilmasindan sonra Isparta, eski ekonomik yapisina kavusmustur. Evliya Çelebi'nin sehri "Medine-i Müzeyyen" seklinde tanimlamasi, bayindir, meyvadar, bag ve bahçeleri bol, boyalari ve boyahaneleri zengin olarak göstermesi bunu dogrulamaktadir.

    Isparta'nin XVIII. yüzyilda, çesitli deprem ve su baskinlarindan zarar gördügü bilinmektedir. Nitekim, 1706'da Isparta'yi ziyaret eden Fransiz gezginci Paul Lucas, sehri, "yün, deri ve afyon ticareti ile zengin bir yer" olarak nitelerken, ayni zamanda deprem ve su baskinlarindan da zarar gördügünü belirtmektedir. 1780'de Gölcük Gölü'nün tasmasi ile meydana gelen büyük sel, Tekke ve yayla mahallelerini tahrip etmistir. Dönemin valisi Sait Pasa'nin annesi Taçli Hatun, bu felaketlerin önüne geçmek için Dere Mahallesi'nde bir kanal açtirmistir.

    XIX. Yüzyilda Isparta bir veba salgini geçirmistir (1830). Bu salgin sonunda 200-300 kisi hayatini kaybetmistir. Ayni dönemde ilk kiz Rüstiyesi, "Inas Rüstiyesi" adi altinda açilmistir.

    Bütün bu özelliklerine ragmen sehrin, 1899 ve 1914 depremlerinden büyük ölçüde mal ve can kaybina ugradigi bilinmektedir. 1914 depreminde, insanlarin isyerlerinde olmalarina ragmen 500'e yakin can kaybina yol açtigi ve ekonomik zararin büyük oldugu ifade edilmektedir. Bu deprem sirasinda sehrin üç günde 467 defa sallandigi belirtilmektedir.

    Osmanlilarin son döneminde Egirdir, ulasim bakimindan Izmir-Aydin demiryoluna baglanmistir. Ayni günlerde, dokumaciligin makine ile yapimina geçilmistir.

  5. MILLI MÜCADELEDE ISPARTA:

Yakin çagin baslangicinda (1914-1918), Ingiltere ve Almanya arasinda baslayan ve dünyaya çesitli yönlerden yeni bir çehre kazandiran I. Cihan Savasi, Osmanli Imparatorlugu'nu da etkilemistir. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlasmasinin 7. maddesi dogrultusunda, galip ülkeler, daha önce kendi aralarinda yaptiklari gizli antlasmalara göre çesitli bölgeleri isgal etmeye basladilar.

 

Isparta, 1919-1923 yillari arasinda Mütareke ve Milli Mücadele döneminde söz konusu isgallerden en az etkilenen, sayili illerden biri olarak kaldi. Mondros ve yürürlüge girmeyen Sevr Antlasmasi'nda Italyan nüfusuna birakilan Isparta, hemen hemen bütün Ege'ye yayilan Yunan isgaline ugramadi. Direnisin büyük boyutlara ulasmasi sonucunda Italyanlar da Isparta'ya giremediler.