| |
Ana
Sayfa
Aksu
Atabey
Eğirdir
Gelendost
Gönen
Keçiborlu
Merkez
Şarkikaraağaç
Senirkent
Sütçüler
Uluborlu
Yalvaç
Yenişarbademli
Coğrafya
Tarım
son
güncelleme
06.06.2000
|
|
GİRİŞ : Isparta, Anadolu'nun bati
yakasinda, Toroslari yararak kuzeyini, güneyine ileten
önemli bir kavsak yeridir. Bu önemli kavsak yeri üzerinde
kurulmus olusu, Isparta tarihinin, Anadolu Tarihi ile
birlikte incelenmesi gerektigi gerçegini ortaya
koymaktadir. Simdiye kadar yapilmis olan arkeolojik kazi
ve incelemeler, Anadolu’nun geçirdigi bütün tarihi
olaylarin Isparta'da yapilmis oldugunu, bu dönemlere ait
kültür izlerine rastlanildigini göstermektedir. Bu
durum, Türklerin Anadolu'ya girislerini izleyen günlerden
sonraki dönemlerde daha da göze batmaktadir. Isparta ili ile ilgili tarih
öncesi ve tarih çaglarina ait bilgiler ve incelemeler,
bugün tam anlamiyla yapilarak, açikliga kavusturulmus
degildir. Yakin tarihlerde, bu konuda olumlu çalismalar
yapilmistir. Prof. H. Louis'in Gümüsgün ve çevresinde,
bir Ingiliz bilim heyetinin 1911 yillarinda Bayat ve çevresinde,
Prof. W. M. Ramsey'in 1924-1925 yillarinda Yalvaç ve çevresinde,
Türk Tarih Kurumunun 1944 yilinda kurdugu bir bilim
heyeti tarafindan Gümüsgün, Gönen ve Kuleönü çevrelerinde
yaptiklari incelemeler, bu olumlu çalismalarin örnekleridir.
Osmanli devrine ait
kaynaklar ise; Katip Çelebi, Evliya Çelebi notlari ile,
Ibni Batuta ve bazi batili seyyahlarin eserleri ve
Osmanli Devleti'nin resmi belgeleridir. Son yillarda
monografik özellikler tasiyan incelemelere rastlanmistir.
Ancak bunlarin büyük bölümün bugünkü yaziya çevrilmemis
olusu yararlanma imkanlarini kisitlamaktadir.
Isparta'nin tarih öncesi
ve tarih çaglarinin ilk dönemlerinde önemli yerlesme bölgelerinden
olan Hacilar(Burdur), Sagalassus(Aglasun) ve Antiocheia (Yalvaç)
çemberi içinde olusu, tarihinin daha açikliga
kavusmasi için çevrede arkeolojik kazi incelemelerinin
devamini gerektirmektedir. Bu incelemeler yogunlastigi an,
Isparta ve çevresinin gerçek tarihi ortaya çikacaktir.
- ISPARTA ADININ
KAYNAGI:
Isparta adinin kökeni
hakkinda çesitli görüsler vardir. Böcüzade Süleyman
Sami'nin Isparta Tarihi'nde, Meydan Larousse'da,
Kamus-ul Alam'da Isparta adinin, Pisidia
sehirlerinden Baris'in yerine kullanildigi ifade
edilmektedir. Baris adinin Sanskritçe "Su"
anlamina gelen "Vari" kelimesiyle
baglantisi oldugu sanilmaktadir. Bu adin basina
"Is" zarf edati getirilerek Isparita
seklini aldigi, galat olarak "Isparta"
denildigi belirtilmektedir.
Diger bir görüsü
ifade eden Turhan Hikmet Daglioglu ile Prof.
Unger, Isparta adinin "Baride"
kelimesinden geldigini, bu kelimenin Hititçe,
belki de Lidya dilinden gelmis bir sözcük
oldugunu, Yunan göçmenlerin Anadolu'ya
gelmelerinden sonra. Baride adina "Eis"
takisini ekleyerek, "Isbarida"
dediklerini açiklamaktadirlar. Daha sora bu adin
Türkler tarafindan "Isparta" seklinde
kullanildigi görüsüne, Prof. Osman Turan ve
Prof. Ramsey katilmaktadir.
Arap
kaynaklarinda Isparta adi, Sabarta(Ibn-i Batuta'da)
olarak geçmektedir. Bu adin, M.Ö. VIII. yüzyilda,
Karadeniz'in kuzeyindeki Iskitlerce, güneye sürülen
Sabardai kavimlerinin ilimize yerlesmeleri sonucu,
verildigi ifade edilmektedir.
- TARIH ÖNCESI DÖNEMLERDE
ISPARTA:
Pisidya yöresinin önemli
yerlesme bölgelerinden biri olan Isparta'nin,
tarih öncesi dönemlere kadar ulastigi
bilinmektedir. Yörenin yerlesme tarihi
Paleolitik dönemle baslamaktadir. 1944 yilinda
Sevket Aziz Kansu döneminde yapilan incelemeler
sonunda . Bozanönü Ovasi'nin ortasinda bulunan
Kapaliin Magarasi, üst Paleolitik eserleri
vermektedir.
Keçiborlu'nun
Gümüsgün yakinlarinda Prof. Louis'in yaptigi
kazilarda, Mezolitik çagina ait "Mikrolit"
adi verilen çakmak taslarina rastlanmistir. Ayni
yörede Sevket Aziz Kansu'nun 1944 yilinda
yaptigi kazilarda ele geçen buluntular,
Mezolitik çaginin yörede yasadigini, yasayis özelliklerinin
de bunu dogruladigini, bu dönem insanin göl ve
irmaklarda besin saglayarak, topraklarda açtiklari
çukurlarla, ilk ilkel sarniçlari yaptiklarini göstermektedir.
Tarih öncesi
çagin üçüncü dönemi, Neolitik devri
olmustur. Bu devire ait Yeniköy Hüyügündeki(S.Karaagaç)
buluntular bunu dogrulamaktadir. Bunun disinda,
bugüne kadar bir yeni kalintinin bulunmamasi,
dogrudan dogruya yeterli inceleme ve kazinin
yapilmamasi ile ilgilidir. Bu dönem insani,
avcilik ve toplayiciligin yani sira, topragi ekip
biçmege, yerlesik köy hayatina da baslamistir.
Toprak Tok Hüyügü
ve Kösktepe'de rastlanan küp mezarlar ile ele
geçen baska buluntular, Isparta'daki yerlesmenin
Kalkolitik dönemde de var oldugunu göstermektedir.
Kalkolitik dönem sonrasi Tunç kültürleri,
Pisidya ovasinda oldukça yaygin bir biçimde gözlenebilir.
"Senirce Kültürü" olarak bilinen
Isparta'nin yaklasik 15 Km kuzeybatisinda yer
alan Senirce Köyü yakinlarinda, 1911 yilinda çikarilan
kültürün özünü teskil eden yivli, çizgili-kabartmali,
siyah-gri yada kirmizi-kahverengi el yapimi çömleklerdir.
Senirce'de ki kazinin yani sira Isparta, Yalvaç,
Atabey ve Göndürlü'de yapilan yüzeysel
arastirmalar bunlarin birer "tunç devri"
özelligi tasidigini göstermektedir.
- ILKÇAGLARDA
ISPARTA:
Isparta ve havalisinin yani
Pisidya'nin eski sehirlerinden olan Baris'in
kimler tarafindan ve ne zaman kuruldugu söylenemezse
de; M.Ö. VI. yüzyildan itibaren mevcut oldugu
sanilmaktadir.
Isparta'nin
ilkçaglardaki tarihi, daha ziyade Pisidya bölgesinin
genel tarihi akisi içinde ele alinmalidir.
Anadolu’nun tarihi ve medeniyeti ile yakindan
ilgisi olan Pisidya çevresi, Anadolu'da cereyan
eden siyasi olaylarda faal rol oynamis ve zaman
zaman büyük devletlerin egemenligi altina
girmistir.
Gerçekte,
Isparta ve çevresinde Hititlere ait bazi
eserlerin ele geçirilmis olusu, bu bölgedeki
Hitit hakimiyetine isaret ederse de,Isparta'nin
bu devirdeki sehir tarihini, tam anlami ile açikliga
kavusturmak mümkün degildir.
Tarihi dönemlerde
Hitit egemenligi altindaki bu bölgeye daha sonra
Iyonlar ve Lidyalilar hakim olmuslardir. Sehrin
tam anlami ile kurulusu da Lidya dönemine
rastlamistir. M.Ö. 546 tarihinde Persler'in
Lidya Devleti'ni yenmesi ve Anadolu'ya hakim
olmalari ile Isparta, Persler'in üstünlügünü
kabul etmek zorunda kalmistir.
Persler'in
Anadolu'ya sahip olmasindan sonra, gerek
bagimsizliklarini elde etmek isteyen Pers
valileri, gerekse Küçük Asya'dan Misir'a kadar
uzanan Pers hakimiyetine karsi ayaklanmis ve bu tür
isyanlara Isparta ve çevresi de katilmistir. Gerçekte
bu bölge halkinin, öteden beri merkezi emirlere
pek uymayan topluluklardan ibaret oldugu
anlasiliyor. Nitekim Perslerin Anadolu valisi genç
Kyros, büyük kardesi Artexerxes II'ye karsi
yapacagi ayaklanmayi, önce psidya halki üzerine
yöneltmis ve bir sefer seklinde yöneltmek
istemistir. Her ne kadar bu olayda Kyros'un gerçek
amacinin açikliga çikmasi görüsü hakimse de
Pisidya halkinin daha sonra Romalilar devrinde de
bu tutumlarini sürdürmelerini gözden kaçirmamak
gerekir.
Öteden beri
dogu-bati arasindaki çatismalari önlemek ve
babasinin ortaya attigi politikayi gerçeklestirmek
isteyen Büyük Iskender, M.Ö. 333 yilinda Lidya'yi
alarak tarihi Asya Seferi'ne basladi. Iskender
Lidya'ya Nearkhosu vali olarak atayarak Pisidya
üzerine yürüdü. Önce Saglassus'u alan
Iskender, daha sonra Dinar'a geçerek Pisidya'nin
tamamini, ülkesine baglamis oldu.
Hellenizmin
kuvvetli etkisi, basta Saglassus(Aglasun) olmak
üzere Pisidya sehirlerinde kuvvetle devam etti.
Gerek Iskender adina, Küçük Asya sehirlerinde
basilan sikkeler; gerekse, bugünkü canliligini
muhafaza eden Aglasun harabeleri bunu açik
olarak ispat etmektedir. Bununla beraber, bu dönemde
Isparta henüz önemli bir mevkie sahip degildi.
Pisidya
Iskender Imparatorlugunun parçalanmasi ile
Selefkoslarin hissesine düstü. Daha sonra da
Bergama Kralligi'na baglandi. Bu Kralligin M.Ö.
II. Yüzyilda yikilmasini izleyen günlerde,
Romalilar Anadolu'yu ele geçirmis oldular.
Yukarida
belirtildigi gibi, bu devirlerde Isparta'nin
merkezi bir rol oynadigi görülmektedir. Ancak
ilk çagda, yakinin da kurulmus olan Saglassus ve
Isparta'ya 32 Km. mesafede olan Akrotiri (Egirdir)
önemli birer merkezi sehir görevini görüyorlardi.
Sebebini, bu sehirlerin savunmaya elverisli
olmalarinda aramak gerekir. Ayni zamanda Pisidya
çevresinde ve Isparta civarinda daha bazi
sehirler, Isparta ile rekabet halinde ve hatta
ondan daha üstün durumda bulunuyorlardi.
Simdiki Atabey'in yerinde bulunan (Argos) Bayat Köyü
civarindaki tepe harabelerine rastlanan Selevcia,
Sidera, Gönen'in yerinde Conane sehirleri, bu
merkezlerin baslicalarini teskil ediyordu. Daha
sonra bu sehirler, deprem ve istilalar yüzünden
harap bir hale gelmistir. Bunun sonucunda,
Isparta karsisinda gerilemeye baslamislardir.
Aglasun'un
eski önemini kaybetmesinden sonra Isparta,
Pisidya Piskoposlugu'nun merkezi haline geldi. Bu
suretle sehir büyük bir önem kazanmaya basladi.
M.Ö. 190
yilinda Selevkoslar, Imparatorlari Antiochus III.
baskanliginda, Manisa yakinlarinda Romalilarla
karsilastilar. Bu karsilasmada Selevkoslar
yenilince agir sartlarla Apemia (Dinar) Barisi'ni
imzalamak zorunda kaldilar. Bu barisa göre;
Antiochus III. Anadolu'daki her türlü hakkindan
vazgeçiyor ve Isparta çevresi Roma hakimiyetini
kabul ediyordu. Romalilar kisa bir süre için bu
bölgeyi önce Pergamon, daha sonra da M.Ö. 36
yilinda Galatlara devretti. Daha sonra Galat
Krali Antiochus'un ölümü üzerine, bu yöre
tekrar Roma yönetimine baglanarak "Colonia
Caesar Antiocheia" adi altinda Roma askeri
kolonisi haline getirilmis oldu.
Roma yönetimi
altindaki Isparta ve çevresi ilk defa büyük
ilerlemelere sahne olmustur. Nitekim bu devrede
sehirde para basilmis olmasi, Isparta’nin önemli
bir iktisadi merkez oldugunu ortaya koymaktadir.
Bu dönemde Isparta'nin en önemli yerlesim
merkezleri (Agrai) Atabey, (Selevcia-Sidera)
Bayat, Uluborlu (Apolbuia), Yalvaç (Antiocheia),
Sütçüler (Sagrak-Adada), Sarkîkaraagaç (Neapolis),
Gelendost (Dabenae)'dir. Sözü edilen
merkezlerden Hellenizmin son dönemlerinde
kurulan Yalvaç (Antiocheia), Romalilar döneminde
büyük bir önem kazanmaya baslamistir. W.
Ramsey'in bu bölgede yaptigi kazilar, Pisidya
Antiocheia'sinin tarihi rolünü aydinlatmistir.
Burada bulunan Avgustus heykelinin basi, su
kemerleri ve diger kalintilar, Yalvaç'in
Romalilar devrindeki durumunu aydinlatmaktadir.
Roma yönetiminin ikiye ayrilmasi üzerine
Isparta ve çevresi Dogu Roma Imparatorlugu'na
baglanmistir.
D-ISLAM-SELÇUKLU
BEYLIKLERI DÖNEMINDE ISPARTA:
Roma
Imparatorlugunun M.Ö. 395 yilinda ikiye
ayrilmasindan sonra Bizans Imparatorlugu'na
baglanan Isparta, VIII. ve IX. yüzyilda yapilan
idari ayirima göre bir eyalet halini aliyor ve
bir dini merkez niteligini tasiyordu.
Islam
akinlarinin Anadolu’ya yogunlastigi son dönemlerinde
Avasim Bölgesi'ne yerlestirilen Türkler ve Selçuklu
Devleti'nin kurulmasi Anadolu'nun gelecegi için
önemli tarihi olaylarin baslangici olmustur. Bu
akinlarin sonunda kazanilan Malazgirt Meydan
Savasi, Bizans gücünü kirarak, bütün Anadolu
kapilarinin Türklere açilmasina vesile oldu.
Malazgirt Savasindan sonra hizla Anadolu'ya
yayilan Türkler (Selçuklular), kisa sürede
Bati Anadolu'nun bir çok yerlerini ele geçirdiler.
Bizans tarihçilerinin kayitlarina göre, Anadolu'nun
büyük bir kisminin 1018'lerde Türklerin eline
geçtigi bilinmektedir. Ancak Isparta'nin ne
zaman Türklerin eline geçtigi açik degildir.
Isparta çevresinin
orta zamanlarda yasadigi en önemli siyasi olay
Miryo Kefalon zaferi olmustur. II. Kiliçarslan
zamaninda (1156-1192) yogunlasan Bizans-Selçuklu
mücadelesi, 17 Eylül 1176'da Anadolu Selçuklulari'nin
Bizans ordusunu, Gelendost_Fatlin ovasinda büyük
bozguna ugratmasiyla sonuçlandi.
Bu zafer
tarihçilerin ifadesiyle Anadolu'nun tapusunu Türkler
kazandiran bir zafer olmustur. Zaferden dört gün
sonra Gelende-Abed (Gelendost) andlasmasi
imzalanmistir. Isparta yöresi bütünüyle kesin
olarak 1204 yilinda, Kiliçarslan döneminde
Anadolu Selçuklulari'na katilmistir. XIII. ve
XIV. yüzyillarda basta Kayilar olmak üzere,
Afsar, Çavdar, Bayindir, Bayat, Kinik, Salur,
Egrur gibi oguz boylari yöreye gelip
yerlesmisler ve birer uç karakolu olmuslardir.
XIII. yüzyil
baslarinda yöreye yerlesen Teke asiretine bagli
Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti'nin çökmesinden
kisa bir süre önce Hamidogullari Beyligi'ni
kurdular. (1300) Beyligin kurucusu Feleküddin Dündar
Bey, Beylige büyük babasi Hamid Bey'in adini
koydu. Merkez olarak da önce Uluborlu'yu, daha
sonra da Felekabat (Egirdir)'i uygun görmüstür.
Beylik, kisa
sürede Yalvaç, Sarkîkaraagaç, Keçiborlu,
Isparta, Burdur, Gölhisar, Korkuteli, Antalya'ya
kadar genislemis. Gölhisar, Korkuteli, Antalya yöresinin
yönetimi kardesi Yunus Bey'e verilince, Beyligin
Teke kolu kurulmus oldu.
Anadolu Selçuklu
Devleti'nin yikilisindan sonra Konya'da kurulan
Karamanogullari, bütün ülkeye hakim olmak
istedi. Ancak Hamidogullari'nin da bulundugu uç
beyleri, bu tesebbüse karsi koyarak,
bagimsizliklarini korumaya çalistilar
Dündar Bey,
XIV. yüzyil baslarinda oldukça güçlenerek, yöreye
hakim olan ve 1314'de Anadolu'ya gelen Emir Çoban
kanali ile Ilhanlilara baglandi. Ancak, 1324'de
Ilhanlilarin Anadolu Valisi Demirtas,
Hamidogullari Beyligi üzerine yürüdü. Dündar
Bey'i Antalya'da öldürerek, yönetimini Yunus
Bey'in oglu Murat Bey'e verdi. 1327'de Dündar
Bey'in oglu Hizir Bey, Anadolu'ya gelerek tekrar
yönetimi ele geçirdi. Hizir Bey'in ölümünden
sonra 1327'de yerine, Necmeddin Ishak Bey geçti.
Zamaninda yeni düzenlemeler yapildi. Ordu güçlendirilerek
Beysehir ve Aksehir yöreleri beylige katildi.
Ishak Bey'in ölümünden sonra yerine, Gölhisar
Bey'i olan kardesi Mehmet Çelebi'nin oglu
Muzafferiddin Mustafa Bey geçti. Onun döneminde
beylik, en güçlü günlerini yasadi. Kesin ölüm
tarihi bilinmeyen Muzafferiddin Mustafa Bey'den
sonra, oglu Hüsamettin Ilyas Bey tahta geçti.
Bu dönemde Hamitogullari ile Karamanogullari
arasindaki mücadele yogunlasti. Karamanogullari,
beyligin bir bölümünü ele geçirdi ise de;
Germiyanoglu Bey'i Süleyman Sah'in yardimi ile
kaybedilen topraklar geri alindi. Yerine 1374'de
Kemalettin Hüseyin Bey geçti. Hüseyin Bey ayni
tarihte Karamanogullari saldirilarini durdurmak için,
daha önce Esrefogullarindan alinan Yalvaç, Sarkîkaraagaç,
Beysehir, Aksehir ve Seydisehir yörelerini, 80.000
altin karsiliginda I. Murat döneminde
Osmanlilara satti. Kosova Savasi'nda I. Murat
sehit olunca, Karamanogullari, Hamidogullari'nin
topraklarini bütünüyle ele geçirdi.
Padisah
olusunu izleyen günlerde Anadolu'da Türk
birligini kurmaya önem veren Yildirim Beyazit,
Hamit iline yürüyerek 1390 tarihinde bölgenin
Osmanlilara katilmasini sagladi. Kemaleddin Hüseyin
Bey'in 1391'de ölmesiyle de Hamidogullari
Beyligi sona erdi. Yildirim Beyazit bu yörenin yönetimini
oglu Isa Çelebi'ye birakti. Timur'un Anadolu’yu
istilasi sirasinda bu yöre Karamanogullarina
verildi ise de 1415'de tekrar Osmanlilara
baglanmistir.
- OSMANLILAR
DEVRINDE ISPARTA:
Isparta'nin
Osmanli Devleti'ne baglanmasindan sonra, XVI. yüzyil
baslarina kadar önemli bir olay olmamistir. Bu dönemlerde
sancak beylerinin etkisi ile imar faaliyetlerine
hiz verilmistir. Firdevs Bey zamaninda yapilan
cami ve bedesten, bu dönemin en önemli
eserleridir.
Ayni
yillarda Isparta ve Uluborlu, Göller Yöresinin
en önemli ticaret pazariydi. Özellikle
Beylikler döneminden baslamak suretiyle Isparta,
bir dokumacilik merkezi olmus ve dis pazarlarda
önem kazanmaya baslamistir.
XVI. Yüzyilin
ilk yarisinda, Osmanli Devleti'ni uzun süre
ugrastiran Sahkulu ayaklanmasi, Isparta, Gölhisar,
Burdur yörelerini de etkilemistir. Bu ayaklanma
sirasinda sehir yagmalanmis ve çok sayida insan
katledilmistir. Ayaklanma 1511'de Sahkulu'nun öldürülmesi
ile sonuçlandirilmistir.
Bu yüzyilin
ikinci yarisinda patlak veren Celali
isyanlarindan Isparta'da nasibini almis ve
ekonomik yönden büyük zarar vermistir. Celali
isyanlarinin bastirilmasindan sonra Isparta, eski
ekonomik yapisina kavusmustur. Evliya Çelebi'nin
sehri "Medine-i Müzeyyen" seklinde
tanimlamasi, bayindir, meyvadar, bag ve bahçeleri
bol, boyalari ve boyahaneleri zengin olarak göstermesi
bunu dogrulamaktadir.
Isparta'nin
XVIII. yüzyilda, çesitli deprem ve su
baskinlarindan zarar gördügü bilinmektedir.
Nitekim, 1706'da Isparta'yi ziyaret eden Fransiz
gezginci Paul Lucas, sehri, "yün, deri ve
afyon ticareti ile zengin bir yer" olarak
nitelerken, ayni zamanda deprem ve su
baskinlarindan da zarar gördügünü
belirtmektedir. 1780'de Gölcük Gölü'nün
tasmasi ile meydana gelen büyük sel, Tekke ve
yayla mahallelerini tahrip etmistir. Dönemin
valisi Sait Pasa'nin annesi Taçli Hatun, bu
felaketlerin önüne geçmek için Dere Mahallesi'nde
bir kanal açtirmistir.
XIX. Yüzyilda
Isparta bir veba salgini geçirmistir (1830). Bu
salgin sonunda 200-300 kisi hayatini kaybetmistir.
Ayni dönemde ilk kiz Rüstiyesi, "Inas Rüstiyesi"
adi altinda açilmistir.
Bütün bu
özelliklerine ragmen sehrin, 1899 ve 1914
depremlerinden büyük ölçüde mal ve can
kaybina ugradigi bilinmektedir. 1914 depreminde,
insanlarin isyerlerinde olmalarina ragmen 500'e
yakin can kaybina yol açtigi ve ekonomik zararin
büyük oldugu ifade edilmektedir. Bu deprem
sirasinda sehrin üç günde 467 defa sallandigi
belirtilmektedir.
Osmanlilarin
son döneminde Egirdir, ulasim bakimindan Izmir-Aydin
demiryoluna baglanmistir. Ayni günlerde,
dokumaciligin makine ile yapimina geçilmistir.
- MILLI MÜCADELEDE
ISPARTA:
Yakin çagin
baslangicinda (1914-1918), Ingiltere ve Almanya
arasinda baslayan ve dünyaya çesitli yönlerden
yeni bir çehre kazandiran I. Cihan Savasi, Osmanli
Imparatorlugu'nu da etkilemistir. 30 Ekim 1918
tarihinde imzalanan Mondros Antlasmasinin 7. maddesi
dogrultusunda, galip ülkeler, daha önce kendi
aralarinda yaptiklari gizli antlasmalara göre çesitli
bölgeleri isgal etmeye basladilar.
Isparta, 1919-1923
yillari arasinda Mütareke ve Milli Mücadele döneminde
söz konusu isgallerden en az etkilenen, sayili
illerden biri olarak kaldi. Mondros ve yürürlüge
girmeyen Sevr Antlasmasi'nda Italyan nüfusuna
birakilan Isparta, hemen hemen bütün Ege'ye yayilan
Yunan isgaline ugramadi. Direnisin büyük boyutlara
ulasmasi sonucunda Italyanlar da Isparta'ya
giremediler.
|